Paris, Paris ve yine yeniden Paris … Gittiğim zaman henüz çok uzak bir tarih değil belkide, ancak anlatmaya gelirsem sanki daha dün yaşamış gibiyim. Güzel bir gün geçirdiğim Paris, sadece 1 gün olduğu için güzel belkide… Gitmeden önce çok fazla araştırdım. Bundandır ki, beklentimi çok çok yükseklerde tuttum.

Sizi uyarıyorum! Beklentinizi düşük tutun. Çünkü gözünüzde öyle büyüttüğünüz, ismini duyduğunuzda “YOK ARTIK” dediğiniz Paris, hiç beklediğim gibi değildi. Hatta babamla konuşmamızda “Nerdesin oğlum” diye sorduğunda ” Hiiiç. Paris’teyim ya baba” felan olmuştum. O derece normal geldi bana yani.

Her neyse. Öncelikle ben Paris’e Brüksel’den yola çıkarak geldim. Ödediğim ücret yalan olmasın € 21’idi. Bende YOUTH ADULT’um ( 16-26 Yaş ) . Yani Avrupa’da 26 yaşında da indirimlerden yararlanıyorsunuz.

İndiğimde büyük bir kalabalık vardı. Sebebi ise herkesin merak etmesi olsa gerek. İner inmez gideceğim yere en yakın yere bilet istedim. Onun öncesinde ise Fransızca konuşuyorlar. Tek kelime bile bilmiyorum ki ne diyorlar dedim. Onun öncesinde duranlar € 15 ödedi ve önümdekiler € 33 ödediler 2 kişi için. Bir an için ” Haydi Hayırlısı” felan oldum. Şöyle bir topladım kendimi ve bilet istediğimi ( tek gidiş ) söyledim. O an için artık zaten gelmişim ” Eyfel’i görmeden dönmem!” olmuşum, € 10 dese verecektim. Yaklaşık olarak 20 dakikalık yola € 2.8 ödedim. Sonra rahatladım şöyle bi.

Her neyse geçtim bekliyorum treni. O sırada bir adama yöneldim ve gösterdim biletimi. Adam karşı tarafta olduğunu söyledi ( FRANSIZCA EL HAREKETİYLE ) . Karşıdan hemen gelen ilk trene bindim. Öyle bir durum ki tek başınasın, güveneceğin kimsen de yok. Her neyse trende on kişiye aynı soruyu soruyorum. “DOĞRU MU BİNDİM” Abartmayı severim bilirsiniz ama vallahi billahi abartmıyorum, bir İngilizce bilen göremedim. Bir adam vardı oda zaten ” Ayem olso turist” diyerek tüm şevkimi kırdı ama trenin doğru yere gittiğini de ekledi şimdi adam hakkını yemeyim.

Her neyse ben indim ineceğim istasyonda, gidiyorum. İner inmez şöyle bir bakayım dedim. Hava yağmurlu. Bilet aldığımda elime bir kağıt sıkıştırmışlardı hemde ona bakayım dedim. Biz Türklerin pek sevdiği bişey değil o verdikleri şey. Bildiğimiz harita ama şaka gibi ki, her şey detayıyla var. Çözemedim bir türlü, çıkamadım işin içinden. Telefon desen çekmiyor zaten :).

paris-metro-haritasi

Gideceğim yere İngilizce bilmeyen ancak yardımcı olmak isteyenler için ise bütün Fransızca kelimeleri kullanarak size gösteriyorlar. Gittiğim zaman kötü bir zamandı. Bilirsiniz 1 Şubat’ta oradaydım ve o zamanlar insanların pekte yardım sever olduğunu söyleyemem. Bazıları kaçıyordu, kaçmayanlar ise yardım etmekten çok bilmiyorum deyip geçiştiriyorlardı.

En sonunda gitmek istediğim yere gidebildim. İlginç aksanıyla birlikte bana anlatan bir Fransız ile birlikte çok yaklaştım. Sonrasında ise zaten orada gördüğüm biriyle konuştum. Şanslı günüm mü vallahi bilmiyorum ama kendisi İtalyan olan biriyle tanıştım ve her şeyi anlattı bana. Sonra şükrettim onu bulduğuma. Kendisi ” Federica “ Oldukça yardımsever, Resepsiyonda çalışan bir İtalyandı. Kendisi bana orayı gezdirebileceğini söyledi. Çok sevindim çünkü hem bilen biriyle gezmek güzel, hemde aşıklar şehri denen yerde ” TEK ” olmayacaktım. Keza olmadım da sayesinde :). Şakası bir yana önce en çok istediğim yere götürebileceğini söyledi.

Elbetteki hemen tahmin ettiğiniz gibi ” EYFEL ” … 

Fazlasıyla görkemli yapısı var. Çok ama çok harikaydı diyebilirim. Zaten bence Paris sadece ondan ve birkaç yerden ibaret. Geri kalan kısımları normal yerler işte. Bol bol yürüyeceksiniz. Yürümekte isteyeceksiniz zaten. Konya Ovası mübarek her yer düz. Yürü yürü bıkmıyor insan… Zaten oraya giderken yaklaştıkça büyülenip, heyecanlanıyorsun. Uzaktan fotoğraf çekindim ve her adım attığım 30 40 adımda yenilerini çekiyordum. Nasıl bir heyecansa benimki de …

Fotoğraf faslı bittikten sonra sırada çok yakınına gelip incelemek vardı. Yaklaştıkça her şey netleşmişti. O kadar güzel duruyor ki, her an suratın gülücükler içinde kalıyor. ( Şimdi orada nereyi gezeceğiz diyorsanız onun yazısını bulabilirsiniz sitemizin FRANSA kategorisinden… )

pariss-min

Eyfel’den sonra aşıklar köprüsüne gitmiştik. Hani bu filmlerde gördüğümüz herkesin kilit asıp sonra anahtarını attığı köprü, Hah işte oraya. Oranın Eyfel’e sadece 15 dakika olduğunu duyunca hemen gidelim dedim. Onun hakkında kısa bir bilgi vereyim, o anahtarlar öylesine fazla ki, yaptığı ağırlıkla birlikte 3 santim köprüyü esnetmiş. Ağırlığını siz hayal edin işte.

Aşıklar köprüsünün etrafında genelde Afrikalı Fransız vatandaşlar, kilit,saat ve buna benzer şeyler satmaktadırlar. Üstelik bildiğiniz Paris Eyfel anahtarlığı €1 – € 5 arasında değişmekte. Çok çok pahalı değil yani. 

Sonrasında o köprüye gittiğimizde hemen ortasından Eyfelin o eşsiz manzarasını görebiliyorsunuz zaten.

pont-des-arts-koprusu

Bu köprünün ardından hava hafiften kararmaya başlamıştı ve sonrasında yavaş yavaş Eyfelin o eşsiz manzarası ortaya çıkmıştı. Sarının kapalı tonunda parlayan ışıkları, tüm Eyfeli çevirmiş harika bir manzaranın oluşmasında büyük etken olmuştur.
Köprünün Eyfel Bölgesi tarafına gittik. Yani Trenin olduğu kısma değil, diğer tarafa doğru. Sonrasında zaten aşağı doğru yürüdüğünüzde trafik ışıklarından aşağı doğru kafeler uzanmaya başlıyor. Oradaki kafelerden Le-Bar-Du-Marche gerçekten beğendiğim kahvesini birgün tekrar içeceğim.

Paris gezim buradaki kafede kahve içmemden sonra birkaç kilise ve birkaç yere uğramamla bitmişti. Sonrasında ise yeni duraklarıma doğru gitmiştim …

İşte Paris’ten bana kalanlar … ( Bazıları ) 

 

CEVAP VER